Neden bazen hiçbir sebep yokken kendi içine çöken kuyular gibi yıkılıveriyorum. Sebep de aramıyorum, suçlanacak kimse de yok.

İşin açıkçası sayın dostum bu zamana değin kaybetmeyi hiç öğrenmedim. Felsefecilere buradan yeni bir yol görünüyor olmalı. Kaybetmeyi bilmek de bir erdem olsa gerek…

Ne olduğunu anlatmadan önce konuyla kendi zihnimde birleştirdiğim bazı şeyleri anlatmakta fayda buluyorum. Çocukken kaybettiğim çocuk oyunlarında hep ağlardım. Kaybettiğimden mi? Tabi ki hayır! Kaybettikten sonra diğer çocukların yüzlerinde bana karşı olan acıma duygusundan nefret ettiğim için. Eee, çocuk büyür de kompleksi yerinde mi sayar? O da kendini bir mottoya çevirmeyi başardı elbette: Kaybetmeyeceğin savaşlara gir ve hiç düşme.

Aaah, bu kural şahsıma çok şey kaybettirdi. İlk defa bi kıza çıkma teklifi ettiğimde ne gördüm dersiniz? “Ben seni arkadaş olarak görüyorum” gibisinden sözlerin ardından bakan acıyan bakışlar. Peki bacım sen bilirsin 🙂 ne diyeyim ki. Yalnız bana bi bukle küfret çünkü içimde yıkılan paramparça olan şeyler senden acıma beklemiyor. Çık üstüne, bas topuğunla, son kez bi bak sanki artık yaşanılmaz hale gelmiş bir dünyayı son terk eden insan gibi. Çünkü gerçekten son sen görüyor olacaktın…

Neyse kötü günler geride kaldı diyebiliyorum artık. Kapıda daha kötü günler var. Sebep mi ne: Sınıfta kaldım. E ne var bunda ne oldu? Elinin körü oldu sayın arkadaşım. Annem yılların nefretini bana boşaltıyor. Hayır bu her ailede olduğunu düşündüğüm ‘nefret ayini’ gibi bir şey değil. Oturup konuşulan her kesin eteğindeki taşı döktüğü rahatladığı bir şey değil. İnsan yemek yerken yıllar önce okulda olmuş bir olay yüzünden genellemeye tabi tutulur mu? Bazı insanlar acıdan, acınası bir durumun varlığından güç toplar. Herkesin onayını aldıkça ortamdaki acınası halin yükünü almak yerine daha da katmerlendirir, kaçış yollarını kapatır. İşin ilginç tarafı bunu tam tersi amaca hizmet ettiğini söyleyerek yapar. İşte bizimkisi tam öyle bir durum.

Ya sabır…

Bilinçaltından Sesler

Derinlerden gelen bir ses, kurtulmak istediğim bir ses, yanlışı yanlış yerde arıyorsun diyor. Ahh ne işin vardı okuması zor okullarda gelseydin ya şu kolay okula, kaybedeceğin savaşta ne işin vardı, hiç düşmesen daha iyi değil miydi?