Bu soruya köy yaşamaının zorluklarını biraz bilen biri olarak vereceğim cevap kesinlikle “Hayır”. Fakat neden böyle bir soru ortaya atılmış ve ne olursa köylü milletin efendisi olur gibi iki ayrı kalemde ele alırsak tahminimce daha doğru bir zeminde incelemiş oluruz.

Neden?

Rahmetli Atatürk’ün bu sözü ilk algılandığı gibi anlaşılacak olursa fazlasıyla romantik ve gerçek dışı bir yaklaşım sergilenmiş olur. Atatürk’ün mevzu bahis anısındaki (şaibeli) köylü elbette ki söylediklerinde haklılık payı taşıyordu. Bir üretici olarak köylü bitkisel ve hayvansal üretimini durdurursa ya da aksatırsa elbette ki ondan ürün alan diğer ikincil üreticiler de üretimde aksama yaşayacaktır. Anıda ki çiftçiye sormak lazı: Peki ya sonra ne olacak? Elbette ikincil üretici kendine yeni bir tedarikçi bulmakta gecikmeyecektir. Globalleşen ekonomik düzende de bu elbette üretimde geri kalan çiftçi haricindeki işletmelere çok az düzeyde zarar verirken çiftçiye ekonomik olmakla beraber itibar kaybı da getirecektir.

Buna güzel bir örnek olarak geçmişte çokça yediğniz bir çikolata markasını düşüe bilirsiniz. O marka üretimi durdurduğunda ne oldu? Siz çikolataya küstünüz mü? Bir daha çikolata yemediniz mi? Elbette Hayır! O markanın dağıtımını ve satışını yapan firma muadili bir ürünü pazarlamaya devam etti ve ekonominin çarkı üretimi durduran firmanın üzerinden geçip kendi yoluna gitti.

Sonuç olarak politik ya da ekonomik bir gücü olmaksızın herhangi bir köylüye milletin efendisi demek oldukça zayıf ve iyimser bir yaklaşımın ötesine geçememektedir.

Rahmetlini sözünü gerçeğe en akın şekilde güncellemek gerekirse:

Üretim ekonomini yapı taşıdır.

Rahmetlinin sözündeki politik ve siyasi arka plan gerçeğini es geçtiiğmi kabul ediyorum.

Ancak çok yakın zamanda tecrübe ettiğimiz korona gibi küresel bir vakanın tüm üretim hatlarını durdurması gibi durumda bu söz bir gerçeğe dönüşebilir. Bunu birazdan daha ayrıntılı biçimde inceleyeceğiz.

Nasıl?

Bazı özel durumlar meydana geldiğinde ya da oluşturulduğunda “Köylü Milletin Efendisidir” sözü gerçeğin ta kendisi olabilir. Lafı hiç dolandırmadan bunun en güzel örneklerinden “Korona Pandemi” sinin geçirildiği dönem olduğunu söyleyebiliriz. Hatırlatmayanlar için o dönemde birçok işletme işini devam ettiremezken çiftçiler için özel izin çıkarıldı çünkü mesele (daha ziyade hayat standardı) hayatta kalmak olduğunda kimse tüm çiftçilerin aynı anda üretimi durdurması gibi bir krizi kabul edemezdi. Bu sebeple köylüler(çiftçiler) birkaç küçük denetim haricinde kayda değer kısıtlama görmediler. Bu vesile ile köylü-kentli ayrımında köylü olmak uzun bir süre sonra yeniden “acaba daha mı iyi” gibisinden pozitif tepkiler aldı. Fakat tam bu noktada bu durumun temel sebebinin çiftçilerin daha ziyade “temel üretimin aksama riski” olduğunu unutmamak lazım yoksa aynı durumu ekmek fırını işletmecileri ve çalışanları için de söyleyebiliriz.

Korona gibi doğal bir vakanın yanı sıra bazı özel durumlar da bilinçli olarak inşa edilebilir. Tüm çiftçiler bir araya gelerek oluşturulan köy-tarım şirketi bu yolda atılabilecek en iyi adım olabilir. Bu sayede hem makineleşme artar hem de ekilen arazi miktarı artar. Kayıt dışı kayıplar azalır. Kişi başına çalışma saati azalır, ürünü pazarlama ve yüsek kar avantajı elde edilebilir. Tüm bunları sağlamanın şartının “ortak iştirak” ı sağlamak sanıyorum işin en zor kısmı. Elbette bunlar bazı yasal düzenlemeler ile aşılabilir.

Kişisel bir görüş olarak köylü milletin efendisi olmasa da kimseye de eyvallahı olmaz diyebilirim.